Anasayfa › İçerik Yazımı
İçerik Yazımı
İçerik yazımı, sitenin en kısa metinlerine en çok emek verir: fotoğrafın altındaki tek satır, sesle sorulan soruya cevap olacak cümle, yanlış okunmayacak rakam ve tarih, forma dönen otomatik ileti.
İçerik Yazımı Fotoğrafın Altına Yazılan Tek Satıra Neden Bu Kadar Özen Gösterir?
Kırıkkale sanayisindeki bir torna ve freze atölyesinin sitesinde “Galeri” sayfasını açın: kırk fotoğraf, kırk parlak parça. Altlarında tek kelime yok. Usta her birine bakınca hangi iş olduğunu, kime gittiğini hatırlar; siteye ilk kez giren bir satın alma sorumlusu ise kırk kez aynı şeyi görür: metal. İçerik yazımı bu galeride işe paragrafla değil, o kırk boş satırla başlar.
Göz bir sayfada önce resme gider; bunu herkes kendi okuyuşundan bilir. Resmin hemen altındaki kısa satır da çoğu zaman paragraftan önce okunur; kimi ziyaretçinin okuduğu tek yazı odur. Demek ki sayfanın en çok bakılan yeri, üzerinde en az durulan yeridir. Fotoğraf çekilir, yüklenir, altı boş kalır; ya da oraya dosyanın adı düşer: birkaç harf, bir dizi rakam.
Altyazı, yani fotoğrafın altındaki o tek satır, gözün kendi başına bilemeyeceğini söyler. Fotoğraf parçanın parlak, düzgün ve dişli olduğunu gösterir; ne olduğunu, ne işe yaradığını, neyden yapıldığını, hangi iş kolu için istendiğini göstermez. “Paslanmaz çelik pompa mili; gıda makinesi için tornada işlendi.” Bu satırı okuyan kişi, aradığı işin burada yapıldığını anlar. Müşterinin adı, yazılı izni olmadan yazılmaz; iş kolunu söylemek yeter.
Satırın kuralı kısadır: tek cümle, bir bilgi, sıfat yok. “Kaliteli işçilik” bilgi değildir; “döküm gövde, sonradan frezede işlendi” bilgidir. Karede zaten görüneni bir de yazıyla söylemek satırı boşa harcar: “parlak metal parça” yazan altyazı, bakana gördüğünü geri verir. Bilinmeyen şey ise hiç yazılmaz. Ölçüsü hatırlanmayan parçanın altına tahmini bir ölçü girmez; parça ya ölçülür ya da satır ölçüsüz yazılır.
Bu satır, fotoğrafı göremeyenler için sayfanın görünmeyen yerine yazılan gizli açıklamayla aynı şey değildir: gizli açıklama resimde ne göründüğünü tarif eder, altyazı ise sayfada açıkça durur ve resimde görünmeyeni ekler. Arama motorları da bir fotoğrafın neyle ilgili olduğunu anlamaya çalışırken çevresindeki yazıya, bu arada altındaki satıra bakar. Altı boş kırk fotoğraf, onlara atölye hakkında pek az şey anlatır.
Altı yazılmış bir galeri, bakılıp geçilen bir albüm olmaktan çıkar, soru cevaplayan bir sayfaya döner: bu atölye hangi malzemeyi işliyor, hangi iş kollarına parça veriyor, hangi tezgâhlarla çalışıyor? Kırk satır bir günde yazılmaz. İçerik yazımı işinde sıra, en çok açılan sayfalardaki fotoğraflarındır; bilgiyi usta verir, cümleyi biz kurarız. Ustanın ne olduğunu hatırlamadığı parça ya bir bilene sorulur ya da galeriden çıkar.
Sesle Sorulan Bir Soruya Cevap Olacak Cümle Nasıl Kurulur?
Gece, kavşağa yaklaşan bir tır sürücüsü elini direksiyondan çekmeden telefonuna seslenir: “Şu an açık lastikçi nerede?” Ekrana bakmaz, yazmaz; cevabı da çoğu zaman dinler. Klavyede “lastikçi açık” diye iki kelimeyle yetinecek olan kişi, konuşurken bütün bir cümle kurmuştur: bir soru sözcüğü, bir zaman; yeri de telefon bilir. Soru böyle sorulduğunda, cevabın da başı sonu belli bir cümle olması gerekir.
Telefonun sesli yardımcısı, yani konuşarak soru sorulan program, böyle bir soruya çoğu zaman kısa bir cevap verir. Haritadaki kayıtlardan bir ikisini söyler ya da bir sayfadan aldığı bir iki cümleyi okur. On sonuçluk liste dinletmez. Okunmaya aday cümlenin üç özelliği vardır: kısadır, soruyu doğrudan karşılar ve tek başına anlaşılır. Öncesi sonrası bilinmeden anlaşılmayan cümle, sesli okunduğunda dinleyene bir şey söylemez.
Kuruluş sırası şöyledir. Önce soru, insanların sorduğu sözcüklerle yazılır: “Tır lastiği gece tamir edilir mi?” Hemen altına cevap gelir ve sorunun konusunu kendi içinde taşır: “Tır ve kamyon lastiği dükkânımızda gece de onarılır; küçük yamalar çoğu zaman araç beklerken yapılır.” “Evet, yapıyoruz” diye başlayan cevap sayfada yeter; sayfadan alınıp tek başına okunduğunda ise neye evet dendiği anlaşılmaz.
Cevap cümlesi işaret sözcüklerine yaslanmaz: “burada”, “yukarıda belirtildiği gibi”, “söz konusu hizmet” gibi sözler, dinleyenin göremediği bir sayfayı gösterir. Yer adıyla, zaman saatiyle söylenir: hangi yolun üstünde, hangi çıkışa yakın, hangi saatler arasında. Fiyat anılacaksa bir aralık verilir ve neye göre değiştiği eklenir. Bunlar olgudur; değiştikleri gün cümle de değişmelidir, yoksa okunan cevap sürücüyü kapalı bir kapıya yollar.
Ayrıntı cevaptan sonra gelir: hangi ebatlara bakıldığı, yol yardımına çıkılıp çıkılmadığı, ödemenin nasıl alındığı. Dinleyen ilk iki cümleyle yetinir, okuyan sürdürür. Bunu görüp sayfayı uydurma sorularla doldurmak ise ters teper. Kimsenin sormadığı onlarca soruyu alt alta dizen sayfa ne okurun işine yarar ne arama motorunun. Sorular telefondan, tezgâhtan ve gelen mesajlardan toplanır; sorulmamış soru sayfaya yazılmaz.
Dürüst olalım: sesli cevapta yer ayırtmak kimsenin elinde değildir. Hangi cümlenin okunacağına ya da hangi kaydın söyleneceğine yardımcı kendisi karar verir; “şu an açık” gibi sorularda çoğu zaman haritadaki kayda bakar. Bu yüzden sayfadaki saat ile kayıttaki saat aynı olmalıdır. İçerik yazımı burada yalnızca kendi payına düşeni yapar: sorulan soruya, tek başına ayakta duran, kısa ve doğru bir cümle kurar.
Rakamlar, Birimler ve Tarihler Bir Yazıda Nasıl Yazılırsa Yanlış Anlaşılmaz?
Üniversiteye yakın bir özel kursun sitesinde duyuru şöyle der: “Kayıtlarımız önümüzdeki cuma sona eriyor.” Altında tarih yoktur. Bir veli sayfayı üç hafta sonra açar; hangi cumadan söz edildiğini bilemez, ya boşuna telaşlanır ya da geç kaldığını sanıp vazgeçer. Kurs yanlış bir şey yazmamıştır; cümle yazıldığı gün doğruydu. Yalnız, sayfalar yazıldıkları gün değil, açıldıkları gün okunur; duyuru bunu hesaba katmamıştır.
“Yarın”, “haftaya”, “önümüzdeki cuma” gibi sözler de tıpkı “yeni” ve “yakında” gibi zamanla eskir; çaresi tarihi tam yazmaktır. Tam tarih dört parçadır: gün, ay, yıl ve haftanın günü. “13 Kasım 2026 Cuma” yazan duyuru üç hafta sonra da üç ay sonra da aynı şeyi söyler. Ay adı harfle yazılır; böylece okur iki rakamdan hangisinin gün, hangisinin ay olduğunu kestirmek zorunda kalmaz.
Rakamda ilk tuzak nokta ile virgüldür. Türkçede binler noktayla, kesirler virgülle ayrılır; İngilizcede tersidir ve çeviri araçları ile hesap programları ikisini karıştırabilir. Bu yüzden bir sitede tek yazılış seçilir ve her sayfada o kullanılır. Aralık verilecekse iki ucu da yazılır. Yalnızca alt sınır yazılacaksa bunun bir başlangıç olduğu ve neye göre arttığı aynı cümlede söylenir.
Birim, rakamın öbür yarısıdır. Torna atölyesinin sayfasında “çap kırk” yazıyorsa okur bunun milimetre mi, santimetre mi olduğunu sayfaya soramaz; arayıp sormak yerine çoğu zaman tahmin eder. Birim her rakamın yanında yazılır ve sayfa boyunca değişmez: bir satırda milimetre, ötekinde santimetre kullanılmaz. Ağırlıkta, sürede ve parada da kural aynıdır. KDV’nin fiyata girip girmediği de bir çeşit birim bilgisidir; rakamın hemen yanında durur.
Telefon numarası resmin içine gömülmez, yazı olarak yazılır: alan koduyla birlikte ve üstüne dokunulduğunda arama ekranını açacak biçimde. Saatler günüyle birlikte verilir ve yirmi dört saatlik düzenle yazılır; “yedide kapanır” sözü sabahı mı akşamı mı anlatır, belli olmaz. Hafta sonu ayrıca belirtilir. Resmî tatilde ve bayramda ne olduğu da bir satırdır; yazılmadığında okur ya kapalı sanar ya da kapalı kapıya gelir.
Geriye şu soru kalır: bunlar değiştiğinde kim düzeltecek? Fiyat, saat, tarih ve telefon bir sitede çoğu zaman birden çok yerde geçer; biri düzeltilir, öteki unutulur. İyi bir alışkanlık, küçük bir liste tutmaktır: hangi rakam hangi sayfalarda duruyor, değişince kim haber verecek? İçerik yazımı rakamı uydurmaz, sizden alır; işi, o rakamın yanlış okunamayacak biçimde ve her yerde aynı yazılmasıdır.
Müşteriye Giden Teklif Yazısı ve Otomatik E-postalar da İçeriğin Parçası mıdır?
Kırıkkale merkezde mobilya satan bir mağazanın sitesinden yemek odası takımı için fiyat soran çift, formu gönderir göndermez bir e-posta alır. Konu satırında bir sıra numarası, içinde tek cümle vardır: “Talebiniz alınmıştır.” Kim arayacak, ne zaman, hangi numaradan? Yazmaz. Sayfalarında sıcak bir dille konuşan mağaza, müşterisine yazdığı ilk mektupta makine gibi konuşmuştur. Oysa o cümleyi de bir gün bir insan yazmıştır.
Müşterinin formdan sonra okudukları da sitenin sesidir; üstelik çoğu zaman sayfalardan daha dikkatle okunur, çünkü artık kendi işiyle ilgilidir. Dört yazı öne çıkar: sistemin kendiliğinden gönderdiği ilk cevap, sipariş onayı, dosya olarak yollanan teklif ve bir şey geciktiğinde giden haber. Çoğu sitede bunları yazılımın hazır cümleleri doldurur; açıp okuyan olmamıştır. En dikkatle okunan bu satırları mağazada kimse yazmamıştır.
Dördünün de işi, okuyanın aklındaki boşluğu kapatmaktır. Talep kime ulaştı, sırada hangi adım var? Dönecek olan kim: bir ad, o yoksa bir bölüm adı. Ne zaman: tutulabilecek genel bir söz, “iş günlerinde, çoğu zaman ertesi gün” gibi. Bir insana nasıl ulaşılır: açılan bir telefon, cevap yazılabilen bir adres. Cevap kabul etmeyen adresten gelen mektup, kapıyı müşterinin yüzüne kapatır.
Teklif dosyası da yazıdır; satışın bağlandığı yazı çoğu zaman odur. Dosyanın adında mağazanın adı ve tarih bulunur; “teklif-son-2” adlı dosya, müşterinin telefonunda ötekilerin arasında kaybolur. İçinde neyin fiyata girdiği, neyin girmediği, teklifin hangi güne dek geçerli olduğu ve sonraki adım yazar. Teslim ve montaj için tutulamayacak söz verilmez; “stok durumuna göre” gibi bir koşul varsa küçük harflere saklanmaz, açıkça söylenir.
Gecikme haberi dördünün en zor yazılanı ve en çok atlananıdır. Haber, müşteri arayıp sormadan gönderilir; nedeni ve yeni durumu söyler, özrü tek cümlede bırakır. Bu yazıların hepsi sayfalardaki yalın dille kurulur ve telefonda denenir; çünkü çoğu zaman orada açılırlar. Küçük yanlış pahalıdır: adın yerinde boş bir parantez, imzada iki yıl önceki adres, artık çalmayan bir telefon, müşteriyi kazanan sayfanın emeğini siler.
Mektuplara da sayfalara da müşterinin durduğu yerden bakılır. Terzi askıdaki cekete bakıp karar vermez; onu sahibine giydirir. Sitenize öyle bakarız: bir müşteri gibi aratır, telefonda açıp okur, yazmayı ve telefon etmeyi deneriz. Buna prova diyoruz; dışarıdan yapılır, şifre istenmez. Kumaşın çektiği her yer terzi sabunuyla işaretlenir. İçerik yazımı, onayladığınız tadilat listesindeki sabun izleriyle başlar. Adresi yazın yeter; sitenizi ücretsiz provaya alırız.
Parçalarımın çoğu birbirine benziyor; kırk fotoğrafın altına kırk kez “çelik mil” yazmak tuhaf durmaz mı?
Durur; o yüzden satıra parçayı ötekinden ayıran bilgi girer: malzemesi, hangi tezgâhta işlendiği, hangi tür makine için yapıldığı, kabaca boyu. İki fotoğraf için söylenecek ayrı bir şey bulamıyorsanız biri fazladır; galeriden çıkarın ya da ikisini tek satırın altında yan yana koyun. Az ama altı dolu fotoğraf, çok ama dilsiz fotoğraftan daha çok iş görür.
Müşterilerimin telefona konuşarak arama yapıp yapmadığını nereden bilebilirim; bilmeden bu işe emek vermeye değer mi?
Doğrudan göremezsiniz; sitenize hangi sözlerle gelindiğini gösteren kayıt, bir sorunun sesle mi yazıyla mı sorulduğunu çoğu zaman ayırmaz. Bilmeniz de gerekmez: tek başına anlaşılan kısa bir cevap, soruyu yazarak soran okura da aynı ölçüde yarar. O kayıttaki uzun, soru biçimindeki aramalara ve telefonda size en çok sorulanlara bakın; yazılacak cümleler oradadır.
Kayıt tarihlerim her dönem değişiyor; her seferinde sitedeki bütün sayfaları tek tek düzeltmem mi gerekiyor?
Gerekmez, tarihi tek yerde tutarsanız. Dönem bilgilerini bir sayfada ya da tek bir kutuda toplayın: başlangıç, son kayıt günü, ücretin geçerli olduğu tarih. Öteki sayfalar tarihi yinelemesin, oraya bağlantı versin. Dönem kapanınca o kutu silinmez, yenisiyle değiştirilir. Değişikliği kimin, hangi gün yapacağını da baştan belirleyin.
Otomatik cevabı sitenin yazılımı kendisi gönderiyor; içindeki yazıyı ben değiştirebilir miyim?
Çoğu zaman evet. Form ve satış yazılımlarının çoğu bu mektupları ayarlar bölümünde birer şablon olarak tutar; yeri yazılıma göre değişir, siteyi kuran kişi gösterebilir. Önce yeni metni kâğıda yazın: şimdi ne olacak, kim dönecek, size nasıl ulaşılır? Değiştirdikten sonra formu kendiniz doldurun ve gelen mektubu telefonunuzda açıp okuyun.